15 01 2014

TAŞLARIN EN GÜZELİ; DİRENİŞ TAŞI

  Roza Yayınları tarafından “Direniş Taşı” adıyla yayımlanan kitap, Murat Soyak’ın ikinci şiir kitabı. Aynı zamanda bir öğretmen olan şairin yetiştireceği genç kuşaklar, gün geçtikçe kuşatılan geleceğimizin ana damarı/sigortası olan yiğit gençlerin, şiirle/edebiyatla arasında kopmaz bir bağ oluşturabilmesi bağlamında sönmeye yüz tutmuş umutlarımızı her daim diri tutmamıza katkı sağlıyor…   Her şiir kitabında, kitabın ağırca yükünü bir lokomotif gibi taşıyan kimi şiirler vardır ki “Baba ve Oğul” isimli şiir tam olarak bu işlevi görmektedir sanırım. Masumiyeti temsil eden “Çoçuk” imgesi ile ile Gücü/Otoriteyi temsil eden ceberrut “Baba” figürü arasında geçen olağanüstü bir diyalogun alegorik aktarımıdır sanki okuduklarımız…   Kitap ismi olarak seçilen Direniş Taşı, kapak tasarımı ve görsel yüzüyle okurun tercihsel seçiminde ön plana çıkabilecek göz alıcı bir seçenek olarak karşımızda duruyor.   İlk kitabı için söylenenler, Soyak’ın ikinci kitabı içinde hâlâ geçerliliğini koruyor. Fakat, aradan geçen bunca zamanın şairimizi daha çok yetkinleştirdiğini söylemeliyiz. Bu gelişimi tematik zenginliklerde olduğu kadar, şiirin biçiminde ortaya koyduğu niteliksel farklılıklar bağlamında da görebilmek mümkündür.   Yazarın ana izlekler olarak öne çıkan sihirli sözcükleri ise; Kurt,  kuzu, kiraz, kuş, dost, umut, bahar, baba, oğul, oyuncak, çocuk v.s gibi söz birimleridir…   dağlar, keten çimen, gümüş pınar kim anlatacak hikayemizi… s-53   Kitap bütünlüğüne bakıldığında yalın... Devamı

02 10 2013

Saklı Yalnızlıklar

Hasan Parlak, 1952 Urfa doğumlu. Mali Müşavir. Acemi Aktüel Edebiyat Dergisi Editörü. Temrin Dergisi yayın kurulu üyesi. 62 şiirden oluşan “Saklı Yalnızlıklar” kitabı Şairin Kanguru Yayınları’ndan çıkan ilk şiir kitabı… Buğusu üstünde olan her şiir kitabı, Şairin ilk göz ağrısı, içten içe ka(y)nayan yürek sancısıdır. Yeni doğmuş nazlı bir bebek gibi içtenlikle sahiplenir onu. Eksikliklerinin, kusurlarının alenen söylenmesiyle incinir çoğu zaman. Fakat edebi/sanatsal üretiminde eleştiri kültürünün olmazsa olmazlığını kavrayamamış bir Şair, yazdıklarının kusursuzluğuna ve bir şaheser/başyapıt ortaya çıkardığına şartlanırsa eğer, Kendisini ve şiir dilini tekrar tehdidinden kurtaramaz. Özgünlüğü ve şiirsel söyleyişi zamanla yapaylığa/sıradanlığa dönüşür… Şiir bir eylem biçimidir. Şair bu eylemsel bilinci yazıya aktaran Eylem Adamı’dır. Ki “Söz uçar, yazı kalır…” der ustalar. Yazma uğraşısı, adına hayat denen muammanın çetrefil yolları arasından en kestirme ve en doğru/güvenli yolu bulmak arayışıdır birazda. Ardıllarına çağcıl olanaklar, özgün ürünler ve üzerinde kardeşçesine yaşanabilir bir yeryüzü toprağı sunabilmenin/sağlayabilmenin ısrarlı mücadelesini vermektir. Sihirli bir değnek sahibi olmakla değil, gerçekliğin derin sularında inatla kulaçlar atıp yüzebilmekle anlam kazanabilir bu köklü mücadele… sana eyvallahımız var  sevgisiz  sevgili dünya…s-47 Şiir lokomotifinin temel dinamiği Ütopya Bilinci’dir. Ütopyasız bir Şairin söylevi ruhsuz bir ceset gibidir. Şair/Sanatçı; eserleriyle, yazıp-çizdikleriyle, okuyucusu/takipçisi arasında herhangi b... Devamı

24 09 2013

Umudun, Direncin ve Dağların Ozanı; Ahmed Arif

Kerkük'lü Türkmen bir baba ve Kürt kökenli bir Anadan olma Ahmed Arif, 21 Nisan 1927’de Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Ahmed Önal’dır. Ortaokulu Şanlıurfa’da, Liseyi Afyonkarahisar’da yatılı olarak okudu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisiyken iki kere meşhur TCK 141'ye muhalefetten tutuklandı. 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayınladığı şiirlerinde kullandığı kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatındaki yerini aldı. Türkçe’yi en iyi kullanan Şairlerdendir.  Şiirleri; Beraber, İnkılâpçı Gençlik, Meydan, Militan, Kaynak, Seçilmiş Hikâyeler, Soyut, Yeni a, Yeni Ufuklar, Yeryüzü dergilerinde yayımlandı.  Şiirlerinde ezilen insanlardan yana kesin tavır koyarak, hayatın karmaşası/kuşatması altında yeryüzüne dağılmış tüm ezilenlerin/mazlumların/ötekileştirilenlerin kardeşliğine özel vurgu yapmıştır. “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı kült kitabı 1968'de yayınlanan şair, Ankara'da yalnız yaşadığı evinde 2 Haziran 1991’de geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.  Toplumcu gerçekçi şiirimizin sayılı/saygın ustalarından birisi olan Ahmed Arif, yaşadığı Coğrafyanın aydın sorumluluğunu/duyarlılığını üzerinde taşıyarak, halk kaynağındaki oral/özgün sesini yitirmeksizin, lirik, epik, ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanmış, özgün, tutkulu, ezgisel, çağdaş şiirler yazmıştır. Adalete, eşitliğe, kardeşliğe olan sarsılmaz umudunu/özlemini yalınlık ve gerçeklikle harmanlayarak lirizmle birlikte başarıyla yansıtmıştır…  Yılda ortalama dört baskı yapmakla birlikte, Şiir kitabı olarak T&... Devamı

11 09 2013

Adamın Gözleri Kaç Kurşun Sıkar - Tanıtı

Mehmet Özdemir, 1964 Erzurum doğumlu Edebiyatçı-Şair. İlk göz ağrısı olan Mihrican’dan sonra, “Adamın Gözleri Kaç Kurşun Sıkar” ismiyle Değirmen Yayınları’ndan çıkan ve 86 sayfadan oluşan bu şiir kitabı ise Şairimizin ikinci kitabı.  Kitap isimlerinin uzun olması, akılda kalıcılığı olumsuz olarak etkiler mi sorusunu okuyuculara sormak lazım. Fakat bundan nasıl bir sonuç çıkar şimdiden kestirmek güç olsa da, kitap adının kısa tutulmasıyla belleklerde yer edinilmesinin daha kolay olacağı kanaatini taşımaktayım.  Şiirlerinde uzun deyişleri kullanmaktan ve sözü gereksizce uzatmaktan kaçınan, yalın ve gerçekçi söyleyişleri özellikle tercih ettiği dikkatli gözlerden kaçmayan değerli şairimiz, biz okuyuculara şunu anlatır gibidir sanki; “sözün fazlası molozdur…”  Acılar kemiğe dayansa isyan…s-10  Evet, keskin bir bıçağın kemiğe dayanması/dayatılmasıyla sıradan bir insan nasıl ki patlamaya hazır bir yanardağ/bomba haline geliverirse, acılarda umulmadık bir zamanda gelip dayanırsa kapıya/kemiğe, sonrasında isyan/başkaldırı da öylece kaçınılmaz olacaktır…  Bir kadın ki göğsünden süt içirir sabaha…s-13  Ah, o kadınlar kimdir acep? Vücut estetiği bozulmasın diye aç yavrusuna süt vermekten itina ile kaçınan, bakıcı süt anneler gibi ikinci şahıslara bu tür zorunlu işlerini zahmetsizce devreden, hazır mamalarla bir nesli içten içe çürüten modern zamanların o pespaye anneleri mi? Hayır, asla! Gerçek Analar… ki sadece onlar emzirebilir yediveren salkımı bereketli göğüsleriyle o masum yavrucakları, alın teriyle kazanılıp yutulmuş lokm... Devamı

05 09 2013

“Taşranın Sazendesi” (Tanıtı)

Ebruların ve diz dize vermiş yaşlı bilgelerin süslediği mavi yeşil kapaklı bir şiir kitabı için cesurca bir giriş olmuş "Anneme, babama ve gecenin rengini çözenlere" ithafı ile başlayan şiirsel sözler… Değirmen Yayınları’ndan çıkan kitap İki bölümden oluşuyor, Savaş Provaları ve İntihar Şüphesi. "Taşranın Sazendesi" isminin kitaba fazlasıyla yakışmış olduğunu  ve kapak görselliğinin de bu kanaatimi pekiştirdiğini söylemeden olmaz. 1987 Trabzon doğumlu olan genç ozanımız Abdulkadir Akdemir ´in tarihe not düşme babında yazmış olduğu bu ilk kitabıyla, belli bir derinlik eksenine oturttuğu ve gerçeklik içeren yalınkılıç söyleyişiyle, yeni kitaplarını da pür dikkat beklemeyi bir görev olarak salık veriyor bizlere… Hepimizce malum olduğu üzere zahmetli bir uğraştır şiir yazmak. Granit kayaları iğne ucuyla yontmaktır. Kızgın çöllerde serap arayışıdır birazda. Savaş çığlıklarına karşı sesi cılız bile çıksa dört mevsim barış’ın borazancılığını yapmaktır. İnsanlığın zararda/ziyanda olduğunun farkında olan Şairse bu zorlu yolculuğun baş mimarıdır. Yazdıklarını kendine saklamaz. Ardıllarına yeni ufuklar/yollar açmak ve hayatı daha yaşanılır kılmak için bir karınca titizliğiyle didinir durur… bebek verip ceset alıyor hayat…s- 72 Yaşamla ölümün kısacık bir özeti gibidir yazılanlar. Bir girdap gibi kendine çeker bizi. Okuyup tefekkür etmek ve yaşamın/ölümün o şiirsel derinliğinin sırrına ermek için… Zeytin dallarıyla savaşa tutuşsun çocuklar…s15 Zannın iyi bir şey olmadığını ve yanılgı payını içerisinde barındıracağını bilmekle beraber, sanırım Şairimiz bu soylu dizesinde savaşların kaçınılmaz çirkefliğini ve ortalığı... Devamı

24 07 2013

Derler ki

  derler ki;  sözü kirleten dilden  sorulacakmış hesap  ve kül olup karışırmış toprağa  yalan odunuyla yaktığımız gerçekler...  derler ki;  kabirler daraldıkça daralırmış  sen büyütmek için hane-i dünyanı  çırpınıp durdukça  kararırmış kalplerin incecik çeperi  zemzem suyunda yıkanmış da olsa...  derler ki;  mümine zındandır  tekmil sarayları dünyanın  kafirin cenneti ise  yalnızca şu yeryüzünde...  derler ki;  ateşi yokmuş cehennemin  ve bu limandan yüklenirmiş odununu  kambur edip sırtına, hırsla  kendi elleriyle  ve kendi ateşiyle harlanmak için  insan-ı beşer...  2007/  Özgür Üniversiteli Dergisi 2013-Sayı/23   Alpaslan Akdağ  ... Devamı

23 05 2013

Anne, Uyut Beni Kollarında

    kuyruklu yıldızlar süzülür kolsuz-kanatsız  esrik ve yarı karanlık  upuzun bir geceden  gölgesi yok  künyesi nam-ı süreyya  lal bir sessizliğin ilahi senfonisinde  taze şafaklar büyütürken bakir dolunay  bir soluk resimdir  senden yadigâr kalan  ve bir de  kitab-ı mukaddes'ten yekta bir kelam  baş ucunda yastığımın…  ben geldim anne, ninnilerle uyut beni  yediveren salkımı o güvercin göğsünde…  pervasızca dolandım bilinmez diyarlarda  seherin bir vaktinde  terk eyleyip yurdumu  evimi  ocağımı  kafeste kekliğimi  oğlumu, yoldaşımı, biricik sevdalımı  çapraz geçitlerden, sarp patikalardan  ve dönülmez yollardan yürüyerek üryan!  ve bakmadan ardıma dilemma yüreğimle  çavlanlarda yumulmuş saf özümle yorgun  ve pişmanlık kuşağına on parmak sarınarak…  ben geldim anne, sımsıkı sarıl bana  gökyüzüne açılmış, emektar kollarınla…  unuttum, bulutların riyasız öpüşmesini!  ve büyülü ihtişamını  kızıl alevli şimşeklerin  ve uğultulu rüzgârların davudî sesinde  kır düşmüş saçlarımı usulca ıslatan  ipil ipil yağmurların  ipekten yumuşak saf şırıltısını  ve şimdi  cansız bedenler düşüyor toprağıma  kılıçtan emriyle ol kara fermanın  cılız tanelerin yerine biçilmiş kefenler…  ben geldim anne, kurtlar gibi acıktım!  bir çorba koy ocağa, buğusu üstünde olsun…  sözün değerini, söylenenle tartmalı, bilirim!  ve işlemezmiş aşk’ın tül ipekten... Devamı

07 05 2013

Mor Ufuklara Çizilen Umutlar

  _______“bir salkım söğüde su verir gibi…” ahmed arif  umutlar çiziyorum ceylan bakışlı mor ufuklara  kan kızılı şafakların kusursuz deminde  elvan çiçek iğdelerin zemheri duldasında  ve büyülü yankısında, kardeşlik türkülerinin  yürekleri halaya tutkun koç civanların  zeybek kuşanmış karayağız gençlerin  ve horon tepen gül yanaklı kızların  kendinden geçtiği esrik ve yorgun  emsalsiz zamanların fotoğrafına dair…  umutlar çiziyorum fesleğen kokulu mor ufuklara  sütliman bir gökyüzünün doyumsuz seyrinde  kıvrak paçalı toy güvercinlerin  ve lacivert kanatlı kırlangıçların  çığlık çığlığa özgürce uçuştuğu  ve çakmak gözlü körpecik maralların  durulmuş ırmak kenarlarından  köpük seliyle kudurmuş çağlayanlardan  kor dudaklarını değdirerek içtiği  susamış ciğerlere ab-ı hayat bahşeden  çığ buzulu suların öyküsüne dair…  umutlar çiziyorum kilim nakışlı mor ufuklara  yoksulluğa veda edilmiş şen barakalarda  telaşına düşmeksizin esrarlı yarınların  ve yırtarak kalbimizden ikilik perdesini  yanan bir ocağın kıyısında diz çöküp  besmeleyle alınmış ilk sıcak lokmanın  acı soğanın  ekşi ayranın  kardeşçe pay edildiği  ve aç karınların mihnetsiz doyduğu  gösterişsiz sofraların destansı meseline dair…  umutlar çiziyorum karanfil gülüşl&uu... Devamı

28 03 2013

Legal Bir Yoksulluğun Resmidir Roboski

  Legal Bir Yoksulluğun Resmidir Roboski ____________"ölüme evet, aşağılığa hayır  ____________aza evet, ama dilenmeye hayır…"muhammed (as)  mavi buzul bir gecenin, çırılçıplak koynunda  ölümcül vadilerden geçtiler  bıçak sırtı uçurumlardan  sarp patikalardan  çekilmiş tel örgüleri ürkekçe aşarak  ve parmak uçlarında sekerek diken üstü  hayın gecelerin ol kadim şerrinden  sessiz-sedasız  ve tutuşarak, aslan ağzındaki ekmeğin  zorlu, çetrefil kavgasına  ve ezmek için yokluk belasının  ejderha dişlerini bir nebze olsun  serlerinden göçtüler…  kaçakçılık değildir ulan, eşkıyalık hiç değil!  legal bir yoksulluğun, us’unuzdaki resmidir!  bir dirhemlik umut  bir avuç dolusu düş  ve bir lokma sıcak tandır uğruna  düşüverdiler ise ırak-uzun yollara  vurdular ise gülendam yüzlerini  yol vermeyen o heybetli dağlara  kar beyazlığına dağılmış ve yakılmış cesetleri  ve paramparça gövdeleriyle  döndüler ise  günahkar bir seher vaktinde, sınırlardan içre  karga tulumba sarınıp, sarmalanıp  battaniyelere, un çuvallarına  ve tahta sedyelerde, yalın ellerle  ve katır sırtlarında  ve römorklarda  ve kurşun ağırlığı çökmüş felç omuzlarda  taşındılar ise  şu milenyum çağında binbir zahmetle  insafsız heronlarınızın  ve ithal jetlerinizin eseridir b... Devamı

22 03 2013

Diktaların Sonu

  kan emdikçe palazlandı zorbalar  ve palazlandıkça azdılar  nekrofil çakallar gibi fırsat kollayıp!  kendi gölgelerinden bile  korkardılar oysa ki  nice devletlu efendiler  ve kolonyal uşakları  petro-dolar milyarderleri  ve k/uyruksuz köpekleri  ucu gözyaşlarına çıkan onlarca kıyımın  ucu, biçilmiş kefenlerden  ıslak teneşirlere uzanan o deccal müsebbiplerini  kulağım gördü  gözlerim duydu  her secde vaktinde ikrar eyledi kalbim!  binlerce kıyama gebe ruhumda öyle  içremizde hüzünler göverirken krizantem  üç maymunlara taş çıkartan  postmodern iblisler utansın!  ben utanmayacağım asla ve asla  sina çölü ve tur dağı şahidim olsun ki  masum ellerine sımsıkı sarıldığım  uçurum bakışlı o yetim çocuklardan  şahid ol ya râb!  şahid ol ya râb!  şahid…  gölgesi kül  gölgesi kan  gölgesi yalan  ölümcül kırbacını esirgemez üzerimizden  fitne uykusundan uyanmış ihvan-ı şer odakları  ki elbet boğulacaktır  dökülen al kanlarında!  ve her iki cihanda yakasına yapışacaktır  mağdur ve yoksul halkların  günaşırı kanatılan elleri  despotları olarak kalacaktır onlar  çağın gürültüsüyle ötelere savrulup  ve iğdiş edilmiş karanlık bir tarihin  kirli ve tozlu sayfalarında  yitip giden k/öksüzler gibi!  bir düşünün eli kanlı diktal... Devamı

08 10 2012

Ağlayan Gelincikler

  Ağlayan Gelincikler _______________________ “ah! aklımdan ölümüm geçer…” C.S.Tarancı  kehribar nakışlı bir ecel yoklar sararmış teni  yokluğu sevince çalar, varlığı şarab-ı matem  uzanır başı, gökyüzüne tutkun bir sarmaşıkla  çiçeği derilmemiş boz/kırlardan, arş-ı aleme…  gözler kolaçandır beş vakit, gönüllerde pür telaş  keskin kılıca eyvallah demez zırh gibidir bu can!  ahiti bozulmuş eski bir söz var ki içimde köz  dolunaysız bir g/ecenin zift karasından ç/alıntı…  çelişkili düşlemler arasında ş/aşkınım şimdi  allah’tan reva değil, bu ürpertili bekleyişler  hangi terazi sırtlanır vebalını, bir aşk’a ihanetin?  çatlayan damarlar ki, süsüdür parıldayan alnımızın…  bir cengaver havasıdır solunan, nefes nefese  sert poyrazın uğultusunda, nağmeler yolcu  süzülür boşluklardan, granit parçası yüreklere  ol râhmetinden katreler sunarak, arz-ı endam…  sarp uçurumlarda bir gelincik ağlar, ölüme nazır!  yürür boşluğa, gül endam boynunu kırarak usul  sonrası hüzündür, sonrası cehennem y/alazında sis  ayrılık fasılları yakındır, kavuşmak baharda nergis…  öldüren çaresizliğin tedirginliği var sol yakamızda  ve ağlayan çocukları, yalın ayaklı kız kardeşimin  dolanırken yer/yüzünü, kanatsız gövdesiyle, yılgın  kolları mayınlara kurbandır, gövdesi halkına rehin…  sevmek, ... Devamı

08 10 2012

Ucu Yakılmış Bir Mektup

  _______________mektuplar, uzakları taşır  _______________ve yollanır, bilinmez uzaklıklara…  ben, ucu yakılmış bir mektubum, zarfında tutsak!  sütbeyaz güvercin kanadına ilmek ilmek düğümlenmiş.  burçlardan  saraylardan  girift katedrallerden  salınmışım, gökyüzüne, sessiz-sedasız  salınmışım  ucuz zarflarda, işlenmiş rulolarda.  maviş göğsünü yarmışım çırpınan denizlerin  peyklerin, çapar’ların dillerine türkü  sırlarına yaren olmuşum kimileyin  haramîler yolumu kesende korkmuşum!  rüzgar kanatlı tatar’ların duldasına sığınıp  korkusuz ulakların heybesinde, tir tir titreyerek.  mütevazı sofralarda okumuşlar beni kâh  gün olmuş, sürülmüş, bereketli tarlalarda  buğulanmış gözleriyle g/özlemişler yolumu  heyecanlı analar  sabır taşı babalar  ve yanakları nar bahçesi gülçiçek yavuklular  meraklı çocuklar gibi tüneyip pencerelere  beklemişler, avludaki gölgemi soluksuz  beklemişler  günaşırı  akşamüstü  gecenin son yarısı…  ben, ucu yakılmış bir mektubum, zarfında unutulmuş!  kara trenlerin küflenmiş vagonlarında.  cepheden, sıladan, kör olası gurbetten  kışladan, mahpustan, leyl-i mektepten  menzilden menzile savrulan kısraklar gibi  hüznü ve sevinci döşeyerek koynuma  kesmişler biletimi, en ıssız diyarlara!  yedi bölge, dört bucağından, kadim anadolu’mun  ve uzak kıt’alarından ihtiyar dünya’nı... Devamı

10 08 2012

T'adı Yok Hercai Menekşe Gülüşlerinin

    I-  yalnızlığın küf kokusu sinmiş bir mekanda  görünmez bir çığlığı bastıran zamanın  bukağısız esiriyim  lacivert gökyüzünde okyanus sezsizliği  bütün hücrelerim hasretine vurgun  sen yoksun!  ve rengi yok kar serinliği şehla bakışlarının…  II-  ruhumda onulmaz hicran kırıntıları  çatlamış dudağımda muammadır adın  gözlerime dokundur hançer bakışlarını  buğulu camlara yaz gizli gizli  dua ile serpilmiş her tomurcuktan  bereketli aşklar yeşertmeli  bu kıraç topraklar oysaki  sen yoksun!  kokusunu yitirmiş ilkbahar dokunuşların…  III-  yürür ayaklarım bir karınca sessizliğinde  uyku denizlerinin körpe kıyısından  ve sütliman akşamların  dar kaldırımlarından ağır ağır  güz yangını kalbimde isyan  cebimde tumturaklı bir küfür  ağlarım, yas tutan mağrur zamana  yenilgi şerbetini içmiş dargın göşyaşlarımla  sen yoksun!  içimdeki kadim sevdalar ülkesi tarumar …  IV-  gülüşünü resmettiğim kağıtlar yırtılmış  ihaneti kuşanmış karabulutlar  savrulmuş yedi kıtaya  en kıytırık rüzgarlarda  tanyeri ağarırken kanatlanmış mitralyözler  yıldırımlar düşürmüş  genç rahimlere, bilenmiş ordular  korku ve ölüm sızmış nazenin tenlerine  sen yoksun!  unutulmuş tarih otağımda birikmiş, yüzyıllık hüzün …  V-  işgal edilmiştir beynimin her santimetre kare... Devamı

18 05 2012

Düş Karası İmgeler

    ılıman bir nefestir hayat, sureti yedi iklim  bedelsiz sözcükler dilimizde pelesenk  bakışlar örselenmiş, hüzünler yetim  natürmort bir resim kadar donuktur şiir  her vuslat, yeni bir ayrılık başlangıcı  ürkek kelebekler sekerken  bir gerilla namlusundan  fersah fersah ötelere  doruğu zemheri dağların sütresinde  umutlar yeşerir, ümitler söner nice  ve kılıç keskinliğine emsal uçurumların  kardelen meskeni üşüyen bayırların  amansız pusular kurulmuşsa ardına, arkasına  ve mayınlar döşenmişse adım başı  yakışıksız genç ölümlerin o yılgın  ve o soluk bakışlı gölgesi  bumerang etkisinde kıvranan  mavi bir evrene sinivermişse inceden  gel de yaşa!  gel de yaşa!  kül rengine hapsedilmiş bilinmez kuytularda  buzul katreler dökülür, çivit mavisi  çelik namluların dayatıldığı  delikanlı şakaklarımdan.  s/aklıma sen düşersin gülüm/se  ve kan sıçramış beynime  dermansız hasreti çöker  t/uzaklara eğimli bir garip vatan’ın  ve göğsümün adem elmasına  masumiyeti rehin alınmış  bir tutamlık merhamet yağar  ipil-ipil sombaharlardan  ve hayın yuvası karanlık bir geceden sıyrılarak  gel de ölme!  gelde ölme!  2012/  Lacivert Öykü Şiir Dergisi Mayıs-Haziran/2012 ... Devamı