11 09 2013

Adamın Gözleri Kaç Kurşun Sıkar - Tanıtı

Mehmet Özdemir, 1964 Erzurum doğumlu Edebiyatçı-Şair. İlk göz ağrısı olan Mihrican’dan sonra, “Adamın Gözleri Kaç Kurşun Sıkar” ismiyle Değirmen Yayınları’ndan çıkan ve 86 sayfadan oluşan bu şiir kitabı ise Şairimizin ikinci kitabı. 


Kitap isimlerinin uzun olması, akılda kalıcılığı olumsuz olarak etkiler mi sorusunu okuyuculara sormak lazım. Fakat bundan nasıl bir sonuç çıkar şimdiden kestirmek güç olsa da, kitap adının kısa tutulmasıyla belleklerde yer edinilmesinin daha kolay olacağı kanaatini taşımaktayım. 

Şiirlerinde uzun deyişleri kullanmaktan ve sözü gereksizce uzatmaktan kaçınan, yalın ve gerçekçi söyleyişleri özellikle tercih ettiği dikkatli gözlerden kaçmayan değerli şairimiz, biz okuyuculara şunu anlatır gibidir sanki; “sözün fazlası molozdur…” 

Acılar kemiğe dayansa isyan…s-10 

Evet, keskin bir bıçağın kemiğe dayanması/dayatılmasıyla sıradan bir insan nasıl ki patlamaya hazır bir yanardağ/bomba haline geliverirse, acılarda umulmadık bir zamanda gelip dayanırsa kapıya/kemiğe, sonrasında isyan/başkaldırı da öylece kaçınılmaz olacaktır… 

Bir kadın ki göğsünden süt içirir sabaha…s-13 

Ah, o kadınlar kimdir acep? Vücut estetiği bozulmasın diye aç yavrusuna süt vermekten itina ile kaçınan, bakıcı süt anneler gibi ikinci şahıslara bu tür zorunlu işlerini zahmetsizce devreden, hazır mamalarla bir nesli içten içe çürüten modern zamanların o pespaye anneleri mi? Hayır, asla! Gerçek Analar… ki sadece onlar emzirebilir yediveren salkımı bereketli göğüsleriyle o masum yavrucakları, alın teriyle kazanılıp yutulmuş lokmaların kıvama getirdiği o helâl sütleriyle… 

Yalnızlığı soluyan atlarla geldim…s-16 

Yeryüzü şairlerinin ana izleklerinden biri aşk ve ayrılık temasının yanında yalnızlıktır dersek abartı olmaz. Ölümlü insanın değişmez yazgısıdır bu. Dünyaya nasıl yalnız geldiyse yine yapayalnız terk edecektir o mekânı. Doğum-ölüm arası yalnızlıklar ise ayrı bir muammadır ve duyargası açık şairlere sınırsız malzemelerini sunmaktan asla çekinmez… 

Doğuda şair olmak 
Sonsuza uyanmak gibi…s-23 

Şair Hilmi Yavuz’a atfen yazılan “Doğu’nun Şairleri” adlı şiirin bu mısrası taşrada şair olmanın zorluklarından, sıkıntılarından bahis açmakla beraber, körpe/bakir yapısıyla büyük şehirlerin kaotik yapısına bulaşmamış, haliyle de henüz masumiyetini, düşlerini, korumakta olduğunun ilanı gibi. Çünkü amansız dağları, pırıl pırıl geceleri, kirlenmemiş çağlayanları, maviş ırmakları, yeşilim ovaları, o şehirlerde bulamazsınız! Vahşi kapitalizm gölgesinden faydalanamayacağı tüm ağaçları çoktan kesmiştir artık… 

Adalet sarayı zulüm büyütür… s-56 

Önceki ismi adliye olan vaktiyle “Adalet Sarayı” yazan bir resmi kurumla karşılaştığımda, dudağımdan şunlar dökülmüştü yanılmıyorsam. “Sarayda adalet olmaz! ” Ki şair bu gerçekliğin farkına/künhüne çoktan varmış gibi… 

Gözlerin dipsiz bir kuyu…s-86 

Bakınca dehlizlerinde kaybolduğum, ne kadar uğraşsam da içinden asla çıkamadığım, Yusuf olup gözlerini kin bürümüş kardeşlerince acımadan içine atıldığım, faili hiçte meçhul olmayan dönemlerin kol gezdiği militarist zamanlarda asitler eşliğinde pervasızca gömüldüğüm derin gözlerin… 

Hayat iki beyaz kundak arası…s-43 

Şairler ve şiirler arasında paralellikler ilginçtir. Hayat çift şeritli bir yol değil midir aslında… sevinçlerle başlayıp gözyaşlarıyla son bulan… 

Kitap bütünlüğüne baktığımızda Şairin öfkesini kazanmak pahasına, “Kadının gözleri fahişe biraz” adlı şiirin, kitabın genel havasını/ahengini bozduğunu ve ana mesajına gölge düşürdüğünü belirtmeden olmaz deyip bu bahsi burada kapatmak istiyorum… 

2013/
 

Alpaslan Akdağ

 

112
0
0
Yorum Yaz