15 01 2014

TAŞLARIN EN GÜZELİ; DİRENİŞ TAŞI

  Roza Yayınları tarafından “Direniş Taşı” adıyla yayımlanan kitap, Murat Soyak’ın ikinci şiir kitabı. Aynı zamanda bir öğretmen olan şairin yetiştireceği genç kuşaklar, gün geçtikçe kuşatılan geleceğimizin ana damarı/sigortası olan yiğit gençlerin, şiirle/edebiyatla arasında kopmaz bir bağ oluşturabilmesi bağlamında sönmeye yüz tutmuş umutlarımızı her daim diri tutmamıza katkı sağlıyor…   Her şiir kitabında, kitabın ağırca yükünü bir lokomotif gibi taşıyan kimi şiirler vardır ki “Baba ve Oğul” isimli şiir tam olarak bu işlevi görmektedir sanırım. Masumiyeti temsil eden “Çoçuk” imgesi ile ile Gücü/Otoriteyi temsil eden ceberrut “Baba” figürü arasında geçen olağanüstü bir diyalogun alegorik aktarımıdır sanki okuduklarımız…   Kitap ismi olarak seçilen Direniş Taşı, kapak tasarımı ve görsel yüzüyle okurun tercihsel seçiminde ön plana çıkabilecek göz alıcı bir seçenek olarak karşımızda duruyor.   İlk kitabı için söylenenler, Soyak’ın ikinci kitabı içinde hâlâ geçerliliğini koruyor. Fakat, aradan geçen bunca zamanın şairimizi daha çok yetkinleştirdiğini söylemeliyiz. Bu gelişimi tematik zenginliklerde olduğu kadar, şiirin biçiminde ortaya koyduğu niteliksel farklılıklar bağlamında da görebilmek mümkündür.   Yazarın ana izlekler olarak öne çıkan sihirli sözcükleri ise; Kurt,  kuzu, kiraz, kuş, dost, umut, bahar, baba, oğul, oyuncak, çocuk v.s gibi söz birimleridir…   dağlar, keten çimen, gümüş pınar kim anlatacak hikayemizi… s-53   Kitap bütünlüğüne bakıldığında yalın... Devamı

05 09 2013

“Taşranın Sazendesi” (Tanıtı)

Ebruların ve diz dize vermiş yaşlı bilgelerin süslediği mavi yeşil kapaklı bir şiir kitabı için cesurca bir giriş olmuş "Anneme, babama ve gecenin rengini çözenlere" ithafı ile başlayan şiirsel sözler… Değirmen Yayınları’ndan çıkan kitap İki bölümden oluşuyor, Savaş Provaları ve İntihar Şüphesi. "Taşranın Sazendesi" isminin kitaba fazlasıyla yakışmış olduğunu  ve kapak görselliğinin de bu kanaatimi pekiştirdiğini söylemeden olmaz. 1987 Trabzon doğumlu olan genç ozanımız Abdulkadir Akdemir ´in tarihe not düşme babında yazmış olduğu bu ilk kitabıyla, belli bir derinlik eksenine oturttuğu ve gerçeklik içeren yalınkılıç söyleyişiyle, yeni kitaplarını da pür dikkat beklemeyi bir görev olarak salık veriyor bizlere… Hepimizce malum olduğu üzere zahmetli bir uğraştır şiir yazmak. Granit kayaları iğne ucuyla yontmaktır. Kızgın çöllerde serap arayışıdır birazda. Savaş çığlıklarına karşı sesi cılız bile çıksa dört mevsim barış’ın borazancılığını yapmaktır. İnsanlığın zararda/ziyanda olduğunun farkında olan Şairse bu zorlu yolculuğun baş mimarıdır. Yazdıklarını kendine saklamaz. Ardıllarına yeni ufuklar/yollar açmak ve hayatı daha yaşanılır kılmak için bir karınca titizliğiyle didinir durur… bebek verip ceset alıyor hayat…s- 72 Yaşamla ölümün kısacık bir özeti gibidir yazılanlar. Bir girdap gibi kendine çeker bizi. Okuyup tefekkür etmek ve yaşamın/ölümün o şiirsel derinliğinin sırrına ermek için… Zeytin dallarıyla savaşa tutuşsun çocuklar…s15 Zannın iyi bir şey olmadığını ve yanılgı payını içerisinde barındıracağını bilmekle beraber, sanırım Şairimiz bu soylu dizesinde savaşların kaçınılmaz çirkefliğini ve ortalığı... Devamı

23 05 2013

Anne, Uyut Beni Kollarında

    kuyruklu yıldızlar süzülür kolsuz-kanatsız  esrik ve yarı karanlık  upuzun bir geceden  gölgesi yok  künyesi nam-ı süreyya  lal bir sessizliğin ilahi senfonisinde  taze şafaklar büyütürken bakir dolunay  bir soluk resimdir  senden yadigâr kalan  ve bir de  kitab-ı mukaddes'ten yekta bir kelam  baş ucunda yastığımın…  ben geldim anne, ninnilerle uyut beni  yediveren salkımı o güvercin göğsünde…  pervasızca dolandım bilinmez diyarlarda  seherin bir vaktinde  terk eyleyip yurdumu  evimi  ocağımı  kafeste kekliğimi  oğlumu, yoldaşımı, biricik sevdalımı  çapraz geçitlerden, sarp patikalardan  ve dönülmez yollardan yürüyerek üryan!  ve bakmadan ardıma dilemma yüreğimle  çavlanlarda yumulmuş saf özümle yorgun  ve pişmanlık kuşağına on parmak sarınarak…  ben geldim anne, sımsıkı sarıl bana  gökyüzüne açılmış, emektar kollarınla…  unuttum, bulutların riyasız öpüşmesini!  ve büyülü ihtişamını  kızıl alevli şimşeklerin  ve uğultulu rüzgârların davudî sesinde  kır düşmüş saçlarımı usulca ıslatan  ipil ipil yağmurların  ipekten yumuşak saf şırıltısını  ve şimdi  cansız bedenler düşüyor toprağıma  kılıçtan emriyle ol kara fermanın  cılız tanelerin yerine biçilmiş kefenler…  ben geldim anne, kurtlar gibi acıktım!  bir çorba koy ocağa, buğusu üstünde olsun…  sözün değerini, söylenenle tartmalı, bilirim!  ve işlemezmiş aşk’ın tül ipekten... Devamı

07 05 2013

Mor Ufuklara Çizilen Umutlar

  _______“bir salkım söğüde su verir gibi…” ahmed arif  umutlar çiziyorum ceylan bakışlı mor ufuklara  kan kızılı şafakların kusursuz deminde  elvan çiçek iğdelerin zemheri duldasında  ve büyülü yankısında, kardeşlik türkülerinin  yürekleri halaya tutkun koç civanların  zeybek kuşanmış karayağız gençlerin  ve horon tepen gül yanaklı kızların  kendinden geçtiği esrik ve yorgun  emsalsiz zamanların fotoğrafına dair…  umutlar çiziyorum fesleğen kokulu mor ufuklara  sütliman bir gökyüzünün doyumsuz seyrinde  kıvrak paçalı toy güvercinlerin  ve lacivert kanatlı kırlangıçların  çığlık çığlığa özgürce uçuştuğu  ve çakmak gözlü körpecik maralların  durulmuş ırmak kenarlarından  köpük seliyle kudurmuş çağlayanlardan  kor dudaklarını değdirerek içtiği  susamış ciğerlere ab-ı hayat bahşeden  çığ buzulu suların öyküsüne dair…  umutlar çiziyorum kilim nakışlı mor ufuklara  yoksulluğa veda edilmiş şen barakalarda  telaşına düşmeksizin esrarlı yarınların  ve yırtarak kalbimizden ikilik perdesini  yanan bir ocağın kıyısında diz çöküp  besmeleyle alınmış ilk sıcak lokmanın  acı soğanın  ekşi ayranın  kardeşçe pay edildiği  ve aç karınların mihnetsiz doyduğu  gösterişsiz sofraların destansı meseline dair…  umutlar çiziyorum karanfil gülüşl&uu... Devamı

28 03 2013

Legal Bir Yoksulluğun Resmidir Roboski

  Legal Bir Yoksulluğun Resmidir Roboski ____________"ölüme evet, aşağılığa hayır  ____________aza evet, ama dilenmeye hayır…"muhammed (as)  mavi buzul bir gecenin, çırılçıplak koynunda  ölümcül vadilerden geçtiler  bıçak sırtı uçurumlardan  sarp patikalardan  çekilmiş tel örgüleri ürkekçe aşarak  ve parmak uçlarında sekerek diken üstü  hayın gecelerin ol kadim şerrinden  sessiz-sedasız  ve tutuşarak, aslan ağzındaki ekmeğin  zorlu, çetrefil kavgasına  ve ezmek için yokluk belasının  ejderha dişlerini bir nebze olsun  serlerinden göçtüler…  kaçakçılık değildir ulan, eşkıyalık hiç değil!  legal bir yoksulluğun, us’unuzdaki resmidir!  bir dirhemlik umut  bir avuç dolusu düş  ve bir lokma sıcak tandır uğruna  düşüverdiler ise ırak-uzun yollara  vurdular ise gülendam yüzlerini  yol vermeyen o heybetli dağlara  kar beyazlığına dağılmış ve yakılmış cesetleri  ve paramparça gövdeleriyle  döndüler ise  günahkar bir seher vaktinde, sınırlardan içre  karga tulumba sarınıp, sarmalanıp  battaniyelere, un çuvallarına  ve tahta sedyelerde, yalın ellerle  ve katır sırtlarında  ve römorklarda  ve kurşun ağırlığı çökmüş felç omuzlarda  taşındılar ise  şu milenyum çağında binbir zahmetle  insafsız heronlarınızın  ve ithal jetlerinizin eseridir b... Devamı

22 03 2013

Diktaların Sonu

  kan emdikçe palazlandı zorbalar  ve palazlandıkça azdılar  nekrofil çakallar gibi fırsat kollayıp!  kendi gölgelerinden bile  korkardılar oysa ki  nice devletlu efendiler  ve kolonyal uşakları  petro-dolar milyarderleri  ve k/uyruksuz köpekleri  ucu gözyaşlarına çıkan onlarca kıyımın  ucu, biçilmiş kefenlerden  ıslak teneşirlere uzanan o deccal müsebbiplerini  kulağım gördü  gözlerim duydu  her secde vaktinde ikrar eyledi kalbim!  binlerce kıyama gebe ruhumda öyle  içremizde hüzünler göverirken krizantem  üç maymunlara taş çıkartan  postmodern iblisler utansın!  ben utanmayacağım asla ve asla  sina çölü ve tur dağı şahidim olsun ki  masum ellerine sımsıkı sarıldığım  uçurum bakışlı o yetim çocuklardan  şahid ol ya râb!  şahid ol ya râb!  şahid…  gölgesi kül  gölgesi kan  gölgesi yalan  ölümcül kırbacını esirgemez üzerimizden  fitne uykusundan uyanmış ihvan-ı şer odakları  ki elbet boğulacaktır  dökülen al kanlarında!  ve her iki cihanda yakasına yapışacaktır  mağdur ve yoksul halkların  günaşırı kanatılan elleri  despotları olarak kalacaktır onlar  çağın gürültüsüyle ötelere savrulup  ve iğdiş edilmiş karanlık bir tarihin  kirli ve tozlu sayfalarında  yitip giden k/öksüzler gibi!  bir düşünün eli kanlı diktal... Devamı

08 10 2012

Ağlayan Gelincikler

  Ağlayan Gelincikler _______________________ “ah! aklımdan ölümüm geçer…” C.S.Tarancı  kehribar nakışlı bir ecel yoklar sararmış teni  yokluğu sevince çalar, varlığı şarab-ı matem  uzanır başı, gökyüzüne tutkun bir sarmaşıkla  çiçeği derilmemiş boz/kırlardan, arş-ı aleme…  gözler kolaçandır beş vakit, gönüllerde pür telaş  keskin kılıca eyvallah demez zırh gibidir bu can!  ahiti bozulmuş eski bir söz var ki içimde köz  dolunaysız bir g/ecenin zift karasından ç/alıntı…  çelişkili düşlemler arasında ş/aşkınım şimdi  allah’tan reva değil, bu ürpertili bekleyişler  hangi terazi sırtlanır vebalını, bir aşk’a ihanetin?  çatlayan damarlar ki, süsüdür parıldayan alnımızın…  bir cengaver havasıdır solunan, nefes nefese  sert poyrazın uğultusunda, nağmeler yolcu  süzülür boşluklardan, granit parçası yüreklere  ol râhmetinden katreler sunarak, arz-ı endam…  sarp uçurumlarda bir gelincik ağlar, ölüme nazır!  yürür boşluğa, gül endam boynunu kırarak usul  sonrası hüzündür, sonrası cehennem y/alazında sis  ayrılık fasılları yakındır, kavuşmak baharda nergis…  öldüren çaresizliğin tedirginliği var sol yakamızda  ve ağlayan çocukları, yalın ayaklı kız kardeşimin  dolanırken yer/yüzünü, kanatsız gövdesiyle, yılgın  kolları mayınlara kurbandır, gövdesi halkına rehin…  sevmek, ... Devamı

08 10 2012

Ucu Yakılmış Bir Mektup

  _______________mektuplar, uzakları taşır  _______________ve yollanır, bilinmez uzaklıklara…  ben, ucu yakılmış bir mektubum, zarfında tutsak!  sütbeyaz güvercin kanadına ilmek ilmek düğümlenmiş.  burçlardan  saraylardan  girift katedrallerden  salınmışım, gökyüzüne, sessiz-sedasız  salınmışım  ucuz zarflarda, işlenmiş rulolarda.  maviş göğsünü yarmışım çırpınan denizlerin  peyklerin, çapar’ların dillerine türkü  sırlarına yaren olmuşum kimileyin  haramîler yolumu kesende korkmuşum!  rüzgar kanatlı tatar’ların duldasına sığınıp  korkusuz ulakların heybesinde, tir tir titreyerek.  mütevazı sofralarda okumuşlar beni kâh  gün olmuş, sürülmüş, bereketli tarlalarda  buğulanmış gözleriyle g/özlemişler yolumu  heyecanlı analar  sabır taşı babalar  ve yanakları nar bahçesi gülçiçek yavuklular  meraklı çocuklar gibi tüneyip pencerelere  beklemişler, avludaki gölgemi soluksuz  beklemişler  günaşırı  akşamüstü  gecenin son yarısı…  ben, ucu yakılmış bir mektubum, zarfında unutulmuş!  kara trenlerin küflenmiş vagonlarında.  cepheden, sıladan, kör olası gurbetten  kışladan, mahpustan, leyl-i mektepten  menzilden menzile savrulan kısraklar gibi  hüznü ve sevinci döşeyerek koynuma  kesmişler biletimi, en ıssız diyarlara!  yedi bölge, dört bucağından, kadim anadolu’mun  ve uzak kıt’alarından ihtiyar dünya’nı... Devamı

10 08 2012

T'adı Yok Hercai Menekşe Gülüşlerinin

    I-  yalnızlığın küf kokusu sinmiş bir mekanda  görünmez bir çığlığı bastıran zamanın  bukağısız esiriyim  lacivert gökyüzünde okyanus sezsizliği  bütün hücrelerim hasretine vurgun  sen yoksun!  ve rengi yok kar serinliği şehla bakışlarının…  II-  ruhumda onulmaz hicran kırıntıları  çatlamış dudağımda muammadır adın  gözlerime dokundur hançer bakışlarını  buğulu camlara yaz gizli gizli  dua ile serpilmiş her tomurcuktan  bereketli aşklar yeşertmeli  bu kıraç topraklar oysaki  sen yoksun!  kokusunu yitirmiş ilkbahar dokunuşların…  III-  yürür ayaklarım bir karınca sessizliğinde  uyku denizlerinin körpe kıyısından  ve sütliman akşamların  dar kaldırımlarından ağır ağır  güz yangını kalbimde isyan  cebimde tumturaklı bir küfür  ağlarım, yas tutan mağrur zamana  yenilgi şerbetini içmiş dargın göşyaşlarımla  sen yoksun!  içimdeki kadim sevdalar ülkesi tarumar …  IV-  gülüşünü resmettiğim kağıtlar yırtılmış  ihaneti kuşanmış karabulutlar  savrulmuş yedi kıtaya  en kıytırık rüzgarlarda  tanyeri ağarırken kanatlanmış mitralyözler  yıldırımlar düşürmüş  genç rahimlere, bilenmiş ordular  korku ve ölüm sızmış nazenin tenlerine  sen yoksun!  unutulmuş tarih otağımda birikmiş, yüzyıllık hüzün …  V-  işgal edilmiştir beynimin her santimetre kare... Devamı

16 06 2011

Mülteci Düşler

  Düş Ülke’nin sıtması tutmuş beni ve künyem ayrılık  Dilimin kimliği yok, uyruğum nedir bilmiyorum!  Eski bir sandala sığınarak gecenin buhranından  Yollara çıkıyorum düşlenen cennetin gül hatırına  Esrarlı telaşını unutarak bilinmez yarınların  Ve zorlu badirelerini, binlerce kez hesaplayıp  Ve yalayarak göğsümdeki kılıç yaralarını, esrik  Kudurmuş denizleri aşmalıyım, gün avlusuna sabah doğmadan  Karanfil yapışmış gibi yakamda zifiri karanlıklar  Cebimde, şairini arayan el değmemiş bir mısra  Ve uçları yakılmış adressiz mektuplar, meçhul sevgiliden  Köpek havlayışları uzak kıyılarda kısık ve boğuk  Deprem sancısı mıdır, yıldırım çarpması mı nedir?  Durmadan yükseliyor içimdeki yabancı isyan  Çok uzun sürecek anlaşılan bu tufan ve zemheri  Sonsuz uzun sürecek seziyorum, kahır elzemdir  Yüzyıl mı desem bin yıl mı bilmem?  Çakılmış kıvılcım artığında tüm şehirler cehennem  Sevgililer boşuna bekleyecek, banklarda bıkkın  Denize yol veren heybetli dağların, granit yamaçları  İğneyle delinecek, en zayıf halkasından  Sonra, tedirgin bir kadın sığınacak duldasına  Lacivert kanatlı dişi kırlangıçların  Durmuş, bakıyor gözlerime süt dişleriyle  Neden bakıyorlar öyle şefkatli ve baygın?  Civar köylerin bîgünah çocukları!  Ve ekmek parasına takla atan çelimsiz martılar…  Düş Ülke’nin humması almış beni ve künyem ayrılık  Şafağına çok var bu Kent’te her taraf hüzün  Yabancı sulardan ge... Devamı