02 10 2013

Saklı Yalnızlıklar

Hasan Parlak, 1952 Urfa doğumlu. Mali Müşavir. Acemi Aktüel Edebiyat Dergisi Editörü. Temrin Dergisi yayın kurulu üyesi. 62 şiirden oluşan “Saklı Yalnızlıklar” kitabı Şairin Kanguru Yayınları’ndan çıkan ilk şiir kitabı…

Buğusu üstünde olan her şiir kitabı, Şairin ilk göz ağrısı, içten içe ka(y)nayan yürek sancısıdır. Yeni doğmuş nazlı bir bebek gibi içtenlikle sahiplenir onu. Eksikliklerinin, kusurlarının alenen söylenmesiyle incinir çoğu zaman. Fakat edebi/sanatsal üretiminde eleştiri kültürünün olmazsa olmazlığını kavrayamamış bir Şair, yazdıklarının kusursuzluğuna ve bir şaheser/başyapıt ortaya çıkardığına şartlanırsa eğer, Kendisini ve şiir dilini tekrar tehdidinden kurtaramaz. Özgünlüğü ve şiirsel söyleyişi zamanla yapaylığa/sıradanlığa dönüşür…

Şiir bir eylem biçimidir. Şair bu eylemsel bilinci yazıya aktaran Eylem Adamı’dır. Ki “Söz uçar, yazı kalır…” der ustalar. Yazma uğraşısı, adına hayat denen muammanın çetrefil yolları arasından en kestirme ve en doğru/güvenli yolu bulmak arayışıdır birazda. Ardıllarına çağcıl olanaklar, özgün ürünler ve üzerinde kardeşçesine yaşanabilir bir yeryüzü toprağı sunabilmenin/sağlayabilmenin ısrarlı mücadelesini vermektir. Sihirli bir değnek sahibi olmakla değil, gerçekliğin derin sularında inatla kulaçlar atıp yüzebilmekle anlam kazanabilir bu köklü mücadele…

sana eyvallahımız var 
sevgisiz 
sevgili dünya…s-47

Şiir lokomotifinin temel dinamiği Ütopya Bilinci’dir. Ütopyasız bir Şairin söylevi ruhsuz bir ceset gibidir. Şair/Sanatçı; eserleriyle, yazıp-çizdikleriyle, okuyucusu/takipçisi arasında herhangi bir ünsiyet bilinci /bağı kuramıyorsa eğer, hariçten gazel okuyan saray şarlatanlarının kadim çöplüğüne doğru savrulmuş/evrilmiş demektir. Değerli Şairimiz ilk bakışta göze çarpan kimi seçkin mısralarıyla, günümüz çoğu şairin düştüğü bu belirgin fay hattından/tehlikeden büyük bir maharetle sıyrılmasını bilmiştir…

neden yabancı durur bir yara kabuğuna…s-5

Usta Şairlerimizden Ahmet Telli bir mısrasında şöyle sesleniyordu yanılmıyorsam; “Hangi duvar yıkılmaz, sorular doğruysa?” . Evet, Şair sormuş olduğu soruları iş olsun diye, ne de güzel soru sormuş desinler diye değil, çepeçevre kuşatılmış zihinlere kurulan kalınca duvarları yıkmak ve benliğimize/sınırlarımıza çekilmiş nice setleri/engelleri kaldırmak için sormalıdır en korkusuz sorularını. Sorunun muhatap okları/arayışı ise sorun üretenlere yönelik olmalıdır ki sorduğumuz her soru, Halk’ın yanında ve Hakk’ın katında bir anlam kazanabilsin…

umutlar yâr, umutlar var oldukça 
beyhude olmayacak bekletilişim..s-6

Bekletilmek, çıkarsız seven her insanın sarsılmaz kaderidir. Sevgilinin değeri çoğu zaman umutlar zırhını kuşanıp, O’nu tedirginlikle beklerken kat be kat artar. Çünkü bekleten mutlaka değerlidir. Bekletilense bir ihtimal vurgundur/sevdalıdır beklediği insana. İşte bu nedenledir ki bekletilmek güzeldir tüm zamanlarda. Velev ki tene saplanmış bir hançer olsun bekletilmek sendromunun sol yakamıza yuvalanmış o anlatılmaz sancısı… 

bir insan
bu kadar 
yakışmamalı hüzne…51

Hüzün ki, fani insanın mayasında var. Hüznü çekip alırsanız insan evladının özünden, geriye murdar bir et yığından başka ne kalır? Sormak gerekir bazen, öğrenmek kabilinden de olsa; Şair yeryüzünde dolaşan bir seyyah, hüzün ve hakikat arayışçısı değilse nedir? Hüzün mü yüceltir bir şiiri, yoksa zevkin/eğlencenin o rezil doruklarında yitip kendinden göçmek mi?

şimdi günlerden gençlik…s-39

İhtiyar ve yorgun yüreklere yaşama sevincini zerk eden enfes bir mısra… Çünkü gençlik çağı değil midir biz canlı öznelerini deli taylar gibi dörtnala koşuşturan o uçarı dönemler? Ki artık mazide tatlı bir hatıra olarak kalmıştır yaşanılanlar. Çocuklarına, torunlarına bir masal havasında anlatacak değerli bir şeyleri vardır/saklıdır büyüklerin. Çünkü onlar, feleğin imbiğinden/çemberinden çok önceleri süzülüp geçmiştir, nice acılar çekerek, kahır yüklü bulutları sabırla kuşanarak…

hep gönül yokluğuna 
yaşamak gerek…s-17

Sokağın nabzını tutamayan şiir, sırça köşklerin ve fildişi kulelerin artığı olan bir gönül eğlencesinden başka nedir? Tematik unsur olarak yalnızca börtü-böcekle, aşk ve meşkle toplumun kanayan sorunlarına kalıcı çözümler bulunuyorsa eğer, onu da yazmak gerekir. Ne yazık ki bu tercihsel duruş insani acılara sırt çevirmekten ve onu ıskalamaktan başka hiç bir işe yaramıyor. Şair, yazdıklarıyla yaşadığı çağın mihenk taşıdır. Gelecek kuşaklar mutlu ve umutla dolu aydınlık yarınları onların sağlam/gerçekçi ve yiğitçe kalemlerinin yaraları sağaltan hümanist diline borçludur çoğu zaman…

en saklı yalnızlıklar 
benim yalnızlığımda var…s-42

Ahhh, kahrolası yalnızlıklar! Yakalarımıza dermansız bir illet gibi yapışan o ayrılmaz bela… Kısacık hayatlarımızdan sessizce çalınan kayıp zamanlar! Gittiği yerden geri gelmesini bilmeyen bir görünmez varlık! Kurbanlarını/ Şairlerini deliliğin ve dehanın Araf’larında çıldırtan ve dört bir yöne savuran ürpertili tedirginlik…


gidişlerin 
en delikanlısıdır 
ölüm…s-57

Ölü şiirler, ölü ozanlara yaraşır. Ölümsüzlüğün sarp yokuşunu biteviye tırmanmak herkesin harcı değil. İlham gibi göksel bir nimetin Ozan’ın şahsında vücuda gelmesidir. Ki ilham, pürüzsüz ve simsiyah bir gecede, sonsuz gökyüzünü seyre dalmışken ansızın kayıveren parlak bir yıldızın yeryüzüne doğru yol alışına şahit olmaktır. Anlam okumakla doldurur boş küfesini. Kuyular susuzluğa hasret çekenler için göğsünde saklar arı/duru suyunu. Bulutlar, ağlayan kıraç topraklar için iner yeryüzüne rahmet damlalarını kuşanarak ve yorulmaksızın...

Saklı Yalnızlıklar kitabını zevkle okudum, sizde fırsat bulursanız şayet, bir çınar ağacının tenha gölgesini bulamazsanız bile, alıp okuyun…

2013/

10
0
0
Yorum Yaz