10 04 2012

Halepçe, Koynumda Cehennem

    boynumda ölüm fermanıdır halepçe!  kanlı hesaplar meskeni üveyik göğsüme  pervasızca vurulan bir paslı hançer  ve ağlamak yasaktır, ümitler t/uzak  ve sözcükler rehindir, düşler karanlık  ve kanatsız ağıtlar kuşanan dillerimiz  lal olmuş nicedir, el aman!  demir kanatlı mig-yirmi üçlerin  ölümcül kusmuğundan  ki tek kalemde kırıldı, on binlerce fidan  rahmet okudu halımıza, taaa ıraklardan  ikiz kardeşlerim;  hiroşima-nagasaki elleri  çürük elma kokularına aldatılan tenimize  ve kıyılan canımıza gün ortasında, arsız…  yalan korosunda figürandı tekmil yeryüzü  üç maymunlar tiyatrosunda  kör, sağır ve dilsizdi zaman  unutmak  beter yazılmıştır alnımıza, usumuza  ki yüksek tonajlı kadim bir suçtur ezelden  çökertir genç omuzlarımı dar vakitler  gel öldür beni amma, sakın unutma!  kursağımda baldıran zehridir halepçe!  günahsız bebelerin adsız mezarlığı  sıkışmış körpe nefeslerimiz  susuz balıklar gibi can verirken soluk soluğa  çelikten mengeneler değildir celladımız  kim/yasal bombalarındandır, bilinsin!  eli kanlı diktaların vur emriyle salınmış  ve yaşamak arzusunda minnacık avuçlarımızla  düş kurusu mor leylaklar açacakmış gibi  bir anne kucağında solarken  kısa-yoksul ömrümüzün goncası  dumanı yok  imanı yok  faili ayandır oysaki  bir cinayet ehline kurban e... Devamı

04 04 2012

Çapraz Sorgu

    yorgun bir günün ardı sıra akşam  tıknefes dayandım, evimin kapısına  çalınmış zile seğirten, oğlum telaşlı  ey baba!  dışarıdan, neler getirdin bana?  dedim ki, ey ciğerparem!  ne varsa satılmış çarşı-pazarda  adsız bir şair  ne getirebilir gülendam yavrusuna?  kelepir şiirlerinden başka….  baktı yüzüme, bir asır, kaç bin zaman  çakmak-çakmak gözlerin  tedirgin nazarıyla…  kızım, ay parçam, boynumda şahdamarım  nicedir küskündür aynalara  güzel babam!  söyle, ben kimim?  dedim ki; ey narçiçeğim!  sen,  sonsuz galaksideki büyülü bir gezegen  ben,  teleskobun ardındaki acemi mucit!  her daim, seyrindeyim…  daldı gözlerime, bir asır, kaç bin zaman  zeytin karası gözlerin  alıngan nazarıyla…  eşim, sol kaburgamdaki harlanmış k/öz  can yoldaşım, ısrarlı  yuvamızın direği ey, yalansız söyle;  ne kadar seviyorsun beni?  durdum  düşündüm  soluklandım, az biraz  bilmem ki ne desem  düşlerim kadar ey sevgili/m!  çünkü  sınırı yok düşlerimin!  ve onu rehin tutacak bir zindan  inşa edilmedi yeryüzünde  dört kitaba yeminler olsun ki…  tuttu ellerimden, bir asır, kaç bin zaman  gül kurusu parmakların  efsunlu alazıyla…  2011/  Yöneticimiz ve Biz Dergisi Baba Konulu Şiirler Antolojisi-2012  Kar Dergisi 36-37 sayısı- s-111 ... Devamı

04 04 2012

Göç Ağıdı

  ____________yaralı kuşlar, ölürken saklanır...  ____________ömer hayyam  kavruk tenleri sığarken gökyüzü sofrasına  söküldü yarı geceden kara-kıl çadırları  toprak damlı evleri, yakılıp yıkıldı  ve sürüldüler tekmil ahali, cümle aşiret  -mücbir sebeplerden ötürü- atalar diyarından  z/amansız  acımasız  ve hoyrat  turnalar gibi göçer oldular ve sonra  tek çırpıda kopartılarak köklerinden  işsizliğin ağır sıtmasından kâh  ve illetli belasından, asırlık yoksulluğun  ve tebaa’sına kan kusturan kuduz tiranların  emsalsiz c/ezalarından kurtulup can havliyle  katırlarla  kağnılarla  yalınayak ve yayan  kaçıp gittiler…  anaydılar, babaydılar, seçilmiş kurbandılar!  günâhsız baharların fesleğen kokusunda yarı baygın  soluksuzca göçtüler…  yer-gök inlerken kudurmuş yıldırımlarda  fersiz gözlerin tavında dövülürdü hüzün  oyun bozan fırtınalar yeşerirdi gulizar teninde  ve aydınlık yüzünde, bakir/e sabahların  ve cehennem çiçeği ol katran gecelerin  çıldırtan tenhasına sızarak yalınkılıç  ve içerek dolunay karanlığını  morarmış lâl dudaklarıyla  sislere bulanmış görkemli dağlarına  çifte baharlar müjdesi bitek ovalarına  yakılmış köylerine  viran bağlarına  cennet yurtlarının dört bucağına yani  kanlı gözyaşlarıyla son bir defa ha... Devamı

26 03 2012

Cinayet Mahalli

    bir cinayet mahallinde suçüstüyüm sevgili!  b/elimde kör bıçağım, gömleğimde kan lekesi  karmaşık bir düşteyim sanki, dehşet karabasanda  s/açılmış yer/yüzümde, kamçılanmış sirenler  doğrulmuş namluları vardı, gerilmiş tetikte elleri  kaçmaya yeltenmedim, istedim ki görsünler…  bir cinayet mahallinde suçüstüyüm sevgili!  loş sokağın ortasındayım, tekmil mahalle ayakta  meraklı ablalar, huysuz kocalar, tüyü bitmemiş çocuklar  aç kediler, uyuz köpekler ve emektar bekçiler  oluk oluk kan süzülür, yerde yatan özneden  karanlığın rengine yenilmiş, bir koyu kızıllıkta…  bir cinayet mahallinde suçüstüyüm sevgili!  bıçağım elimden düştü, boşlukta metalik bir çığlık  kanlı gömleğimi par/çalıyor kanatsız yırtıcılar  yüzyıllık düşmanlığın kümülâtif öfkesinden kim bilir  ben ölümün baharındayım bir hayli zamandır  ya sen, şimdi hangi ba/kıştasın sevgili?  2012/  (Berfin Bahar Dergisi Mart-169.sayı s-67)   Alpaslan Akdağ   ... Devamı

12 01 2012

Su'da Yüzdür Kalbini

    söyleyecek sözün olsun terkinde  herşey söylenmiş, ne gam  varsın, söylensin  seninle başlar anlamı  bütün sözlerin...  yazdığın yazıda ruhun gezinsin  içtiğin suda yüzdür kalbini  ellerinden tut aynadaki resminin  ve asıl maharet;  ezdiğin toprağın sessiz ağıdını  sağırken bile duyabilmektir, inan...  dilinin zincirlerini kırar gibi haykır!  gerçekler saklı kalınca çürürler çünkü  ve bil!  direnmek;  parçalamaktır  zoraki giydirilmiş  bu deli gömleğini  üstümüzdeki...  akılsız başın hamalı değildir ayaklar!  ve güzelim analar  esir olsun diye  ölsün diye  -şu kokuşmuş yeryüzünde-  doğurmadı acılarla  o gül kokulu çocukları...  biz ki;  kardeş biliriz ademoğlunu  sırrımıza sırdaş biliriz  dost hançerini  sırtımızdan vurmasın yeter ki  dara düşerken...  2004/  Özgür Üniversiteli Dergisi 2011-sayı:10-11   Alpaslan Akdağ   ... Devamı

21 12 2011

Bir Hüseyin’em Kerbela’da

  ________ömrümce beladan ıraktım  ________ölüm, beni kerbela’da buldu…  bir hüseyin’em kerbela’da  ç/ölüm, çağırır beni  alevli kucağına  ve mahmur gözlerimin  karanlık, kör uykusundan  hançeresi yırtılmış bir tellalın gür sesi  yırtar zarlarını, kulaklarımın  demdir bu!  yol a/çık…  ayrılık vakti, kapımıza dayanmış  zincir vursan, kâr etmez!  yazgım yazılmış, sözüm kesilmiş  şehâdet şerbetinden içmeye  ferman, buyrulmuş  gayrı  cesaret alnımızın nişanı  korkaklık, zilleti olsun.  bismillâh diyerek bir seher vakti  düştük yola, usulca  seferliğin ağır telaşı sırtımızda  yürüdük, atlı-yaya  yürüdük, gece-gündüz  uçsuz bucaksız çölün  ürperten sessizliğinde…  sağrısı kamçılanmış doru atların sırtında  kuşanmış ordular gördüm  ve gerilmiş yaylarıyla  çakırpençe okçular  ve intikam yeminli süvariler  kibirli ve mağrur  terli nefeslerinde irin kokusu  zehirli oklarında kin  kustular üstümüze  birikmiş şerlerini  kustular, tufanlar kopararak  ve yağdılar, soluksuz  perdesi paramparça bulutların  hiç dinmeyen sağanağı gibi…  bir hüseyin’em kerbela’da  yağmalanmış hatırası kalır, sancılı düşlerimin…  şu parıldayan g&uum... Devamı

19 12 2011

Cemile’m

  Esrik zamanların karanfil kızıllığında  Mülteci bulutlar salınır, yalınayak, selvi  Bir gökçe rüzgârda yiter “dişi kurdun rüyaları”  Hoyratça esen dalkıranların gazabından.  Savrulur kiraz ağaçlarının nazlı dalları  Kusursuz ter-u taze şafaklar  Ürkek ürkek doğarken yeni bir güne  Dirilmiş yapraklar, çiğ damlasıyla ıslanırken  Açılır gökyüzüne, imanla ve aşk’la  Yorgun bir babanın emektar avuçları  Damıtılmış sözcüklerini gülsuyuna banıp  Uçurur kırlangıç kanatlarında usul  Râbb’in kutsal dergâhına arz-ı endam.  Ve sarılır, seher sefasında ağır  Kaçak tütünle yoğrulmuş bir cigara  Kadim bir nefes çekilir derin mi derin  İnce bir sızı kuşatır damarları çalkaya  Küflü, keskin, acımtırak.  Gayrı, canına okunmuştur yine, akciğerlerin  Ve yüz yüze gelinmiştir uçurum bakışlı yâr ile  Sırat köprüsü kavşağında, tırpanı, kıl ince…  Doğum sancısıyla kıvranan tiftikli çadırlardan  Gecenin buzul sessizliğini yırtar anne çığlıkları  Ve sırtımızı dayadığımız tekmil dağlara  İpekten karlarını z/amansız yağdırırken karakış  Toprak ana’nın işlek bağrından fışkıran  Bereketli ekinler düşlenir, inatla  Ve altın sarısı yediveren başaklar  Çağla mevsimlerinin erkence deminde.  Sürülmüş bağlarda sıra sıra asmalar biter ve sonra  İri taneli salkımlar ki gülüşleri şarabî  &ld... Devamı

19 12 2011

Ay Sayıklamaları

  ocak…  katmerli hüzünlerin  başlangıç meridyeni  ve çetrefilli yolların  çıkmaz sokağı…  şubat…  sallanır tepemizde gün ortası  ve ziftkarası gecelerin son yarısında  çarklarda bilenmiş ustura yüzüyle  demokles’in kılıcı!  mart…  emeğin nasırlı elleri  soruyor alanlarda, çığlık çığlığa  yitirilmiş umutların  ve erkence solan emsalsiz aşk’ların  iğdiş edilmiş hesabını…  nisan…  ahmak ıslatan yağmurlarında  um/arsızca bekleyişler  ve izbe kuytuluklarda, üryan  barınaksız bir kedi gibi  sırılsıklam…  mayıs...  erken gelen ilk bahar  mavi-beyaz yakalılar, birleşin!  sonra yıkım  sonra talan  ve z/amansız budanmış körpe bedenlerin  sallanır gölgeleri, darağacında…  haziran…  heder olmuş bir ömrün  kim tutar çetelesini?  ve yaşamak  çok mu kolay ustam?  “………….. ölmek zor” diyorsun…  temmuz…  oluk oluk çoğalanda kalabalıklar  yakılır, kudurmuş öfkenin ilk kıvılcımı  gayrı, kabına sığmaz isyan  bir yeryüzü cehennemidir artık  sivas’ta madımak…  ağustos…  varsın  ‘şiir şeytanın şarabıdır’ desin st. agustine  bir kör kurşunla devrilmiş koç yiğitlerin  ve ağlayan kan kızılı gelinciklerin&nbs... Devamı

11 12 2011

Yedikat Yeraltından Mısralar

    ......................................bir kömür, bir uzak, bir kara, bir derin, ......................................ellerin, yeraltında yitmiş kocaman ellerin… ......................................f.hüsnü dağlarca çöker, kanayan göğsüne ölümcül tortusu parmak uçlarında seken bir grizu telaşının nasırlaşmış elleri, kazma tutar madenci’nin otağı yeraltında, kokusu kükürt nikâhı, ölüme kıyılmıştır, cemaziyülevvel neler geçmiş incecik eleğinden, kim bilir? krom, bakır, altın, kömür zerrecikleri ve neler solumuş ciğerleri ahhh, dili olsa da konuşsa siyanür, metan gazı, karbon monoksit… sonra, iğneyle kazımak çelik granitleri, maharetle tüflü kuyularda teslim etmek ruhunu, erken kirlenmiş tulumunu kefen eyleyip gül tenine günlerce hasret kalarak, sıcacık yatağına ve şakıyan, cıvıl cıvıl esrik seslerine lacivert kırlangıçların, bigünah çocukların ve kusursuz yedi renk bir gökkuşağının efsunlu suretine, yana-yana, derinden… ey gözleri zift karası yiğit ejderha! sen ki; güvercin göğsüne yuvalanmış bir volkan gibi şahlanmış umudusun, ol katıksız emeğin hırçın poyrazların tül kanatlarında savrulurken korkusuz. derin ocaklarda rutubetli toprağın, koynunda binlerce metre altında olsan bile rotatif gibi işleyen o kıvrak pençelerin terlemiş, sırılsıklam dinç bedeninle serçe yüreğimizdesin dört mevsim s/aklımızda bir mücevher gibi kitab-ı mukaddes’e yeminler olsun ki… ey yeraltı uykusunda inleyen devasa çınar! varoşların... Devamı

22 11 2011

Zamansız Ayrılığa Dair

  yaprağın;  zamanı gelince dalından düşmesi  ne dalın acizliğinden,  ne yaprağın güçsüzlüğündendir.  vakit gelmişse  ki  ayrılıklar  hep  vakitsizdir...  dal ne yapsın?  yaprak ne yapsın?  sadece  ikisininde toprağa hükmü geçmiyordur.  hepsi bu...  1999/  Özgür Üniversiteli Dergisi 2011-sayı:9   Alpaslan Akdağ   Devamı

02 11 2011

Görsel

Görsel |  görsel 1

Devamı

14 10 2011

Kan Davası

  İlkokul üçüncü sınıftaydım. İki derslikli şirin bir okulumuz vardı. Beldenin tek okulu. Dersliklerden biri 10-15 diğeri 35-40 kişilik. Küçük olan sınıf, genelde cezalı öğrencilerin gözlem altında tutulduğu bir nevi nezarethane işlevi görüyordu. Kendi aramızda bu sınıfa karakol diyorduk. Kavga edenler, okuldan kaçanlar, küfürlü konuşanlar, yan taraftaki bahçelere dalıp aluca (erik)    ve payam (badem)    çalanlar değişmez müdavimleriydi bu ufak karakolun...   Bombilik adını verdiğimiz bir arkadaşım vardı. Ona bu lakabı kim takmıştı bilmiyorum. Yanılmıyorsam anlamı çınar ağaçlarının dallarında oluşan,   ucu toparlak olarak gelişen ve sonbahara doğru serin rüzgarlarla polen olarak etrafa dağılan beyaz pamukçuklardan geliyordu....   Zehir gibi bir çocuktu Bombilik. Kafası Matematik dersine çok yatkındı. Kimse O’nun çözdüğü problemleri çözemezdi. İmrenirdim ona ve gizliden kıskanırdım. Yalnız ben değildim böyle düşünen. Arkadaşlarımın; bazen ‘keşke bombilik gibi olabilsek’ dediğine çok şahit olmuşumdur. Matematik ve Fen Bilgisi yazılılarında onun yanında/yamacında oturabilmek için kavga ettiğimiz bile olurdu. Çoğu zaman hüsranla biterdi onca didişmelerimiz. Öğretmen O’nu kendi masasına alınca kahrolurduk...   Çok sevimliydi bombilik kıvırcık kestane rengi saçları güzel ve iri yeşil gözleri onu çoğumuzdan farklı kılardı. Önlüğü arkadan bağlamalı arkadan düğmeliydi. Sürekli giydiğinden rengi solmuştu. Düşmekten,  top oynarken hep kalede olduğundan dirsekleri ve pantolonunun diz kısımları ezilmişti. Lastik ayakkabılar ise birkaç zengin çocuğu dışında hepimizin en benzer özel... Devamı

29 09 2011

Dışarda Kar Var, Ankara Uykuda

    esir kampında gece  gecenin son yarısı  parça tesirli bir bomba düşer ansızın  koğuş kalk!  deşilmiştir uykuların mahremiyeti  en yumuşak karnından  dikiş tutmaz hançer darbeleriyle  neylersin...  mahmur gözlerinde seğirtir öfken  gri duvarlara toslar  paslı ranzalara  dışarda kar var, ankara uykuda...  bir sıcak nefes ararsın  bir ılık bakış  sıtmaya tutulmuş  cılız gövdene...  yorma!  hüzün yuvası kalbini ilk günden  çünkü ne varsa  insan olmaya dair  kalmıştır, çok uzaklarda...  rengini yitirmiş çiçekler  marş ezberletir kuşlara  dışarda kar var, ankara uykuda...  2004/  Özgür Üniversiteli Dergisi 2011-sayı:7   Alpaslan Akdağ   ... Devamı