05 09 2013

“Taşranın Sazendesi” (Tanıtı)

Ebruların ve diz dize vermiş yaşlı bilgelerin süslediği mavi yeşil kapaklı bir şiir kitabı için cesurca bir giriş olmuş "Anneme, babama ve gecenin rengini çözenlere" ithafı ile başlayan şiirsel sözler…

Değirmen Yayınları’ndan çıkan kitap İki bölümden oluşuyor, Savaş Provaları ve İntihar Şüphesi. "Taşranın Sazendesi" isminin kitaba fazlasıyla yakışmış olduğunu  ve kapak görselliğinin de bu kanaatimi pekiştirdiğini söylemeden olmaz.

1987 Trabzon doğumlu olan genç ozanımız Abdulkadir Akdemir ´in tarihe not düşme babında yazmış olduğu bu ilk kitabıyla, belli bir derinlik eksenine oturttuğu ve gerçeklik içeren yalınkılıç söyleyişiyle, yeni kitaplarını da pür dikkat beklemeyi bir görev olarak salık veriyor bizlere…

Hepimizce malum olduğu üzere zahmetli bir uğraştır şiir yazmak. Granit kayaları iğne ucuyla yontmaktır. Kızgın çöllerde serap arayışıdır birazda. Savaş çığlıklarına karşı sesi cılız bile çıksa dört mevsim barış’ın borazancılığını yapmaktır. İnsanlığın zararda/ziyanda olduğunun farkında olan Şairse bu zorlu yolculuğun baş mimarıdır. Yazdıklarını kendine saklamaz. Ardıllarına yeni ufuklar/yollar açmak ve hayatı daha yaşanılır kılmak için bir karınca titizliğiyle didinir durur…

bebek verip

ceset alıyor

hayat…s- 72

Yaşamla ölümün kısacık bir özeti gibidir yazılanlar. Bir girdap gibi kendine çeker bizi. Okuyup tefekkür etmek ve yaşamın/ölümün o şiirsel derinliğinin sırrına ermek için…

Zeytin dallarıyla savaşa tutuşsun çocuklar…s15

Zannın iyi bir şey olmadığını ve yanılgı payını içerisinde barındıracağını bilmekle beraber, sanırım Şairimiz bu soylu dizesinde savaşların kaçınılmaz çirkefliğini ve ortalığın ister istemez kızıl kanlarla sulanacağını/ sonuçlanacağını bilse de, bir zeytin dalı uzatarak sessizce dillenen barış umuduna çağırıyor biz yeryüzü insancıklarını…

İmgesel ifadelerin sıklıkla kullanıldığı ve ışıltısız gerçekliğin sert/yalın yüzeyinde korkusuzca gezinen birbirinden farklı ve özgün bu değerli şiirler,  günümüz şiir okurun genel beğenisini/albenisini sonsuza dek okşayacak türden…

Dizelerin yer yer fazlaca uzadığı bölümler dışında şair kardeşimiz içresinde birikmiş derdini, hüznünü, öfkesini, kederini, sevdasını, masumiyeti temsil eden çocukluğunu postmodern çağın biz anlaşılmaz okuyucularına ustalıkla aktarmasını bilmiştir…

Yağmur hala ten kokusuyla buradadır

Ve şapkada tavşan kadar unutulan yalnızdır…s-19

Şair yalnız doğar, yalnız ölür. Yalnızlık, silinmez/kaçınılmaz kara bir leke gibi yapışmıştır ve yazılmıştır alnına. Kalabalıklar içinde bile hep yalnızlığın ağır sancısını çeker. Yaşamına  anlam katan sevdikleri/değerleri/halkı/umudu da olmazsa hepten çıldıracaktır O. Yalnızlık şiirin iksiridir. Kalabalığı gürültüyü, yarışa sürülmüş deli taylar/tazılar gibi koşuşturmayı, kaosu, hengâmeyi sevmez. Dinginliği, huzuru ve sessizliği sever. Mısraların otantik kokusu şehirlerde bulunmaz. Ki o yalnızca görkemli ve erişilmez dağlardan esen hoyrat rüzgarların doğal serinliğinde katıksız bir yürekte hissedilebilir. Özetle şiir, dokunulmamış/sürülmemiş körpe topraklarda serpilip, uç verebilir ancak…

“Yarası teninden büyük olan çocuklara”atfen yazılan Nale-İnleyiş şiiri ile Eylülde Hüzün isimli kimi şiirlerin, şahsımızca yazılacak/yapılacak olan acemice değerlendirmeler ve çalakalem anlatılardan ziyade, mutlak surette ve dikkatlice okunmayı bekliyor…

Beni, şah damarımdan pervasızca vuran mısralar hangisidir derseniz, gözlerim kapalı olarak ve hiç tereddüt etmeksizin şunları sayabilirim size: 

Alışkanlık büyüyor ağaçlar boyu…s-22

Yırtık ve karanlık adamlar dolanmıştı gecenin boynuna…s-39

Ne süründüğümüz belli ne başımızı dik tutmayı öğrendik…s-47

Hüzün evrendeki en kalın duvardan da kalınmış…s-51

Kaybettiğimiz kanları çok aradık…s-57

Gitmişsen bitmişsindir gerisi üzgünümler…s-55

Marifet mahzeninde saklıdır mana…s-66

İyi ki şiirler var ve iyi ki şairleri pintilik yapıpta nice uğraşı ve kederlerle yoğurdukları o nadide eserlerini saklamıyorlar bizden…

2013/

31
0
0
Yorum Yaz